Karabasan Bize Zarar Verir mi? Kayseri’de Geceyle Aramda Kalan Hikâye
O Gece Kayseri’nin Sessizliği
Kayseri’de geceler hep biraz ağırdır. Sanki şehir uykuya dalarken bile düşüncelerini dışarıda bırakmaz, bir köşede bekletir. O akşam da öyleydi. Yorgundum ama tuhaf bir huzursuzluk içimde geziniyordu. Gün içinde hiçbir şey olmamış gibiydi aslında; işe gitmiş, dönmüş, bir şeyler yemiştim. Ama içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı.
Defterimi açtım. Yazmayı seviyorum çünkü kelimeler bazen insanın nefesidir. O gün de birkaç satır karaladım ama cümleler yarım kaldı. Gözlerim sürekli kapanıyordu. Yatağa uzandığımda aklımda tek bir düşünce vardı: “Bugün neden bu kadar ağır hissediyorum?”
Işık kapandı. Oda karanlığa karıştı. Ve ben o an, hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi uykuya daldım.
Ama aslında daldığımı sanıyordum.
Karabasanla İlk Karşılaşma
O anı anlatmak zor. Çünkü insan yaşarken bunun gerçek mi yoksa bir rüya mı olduğunu anlayamıyor.
Bir anda uyandım gibi oldum. Gözlerim açıktı. Odamı görüyordum. Tavan, perde, kapı… her şey yerli yerindeydi. Ama bedenim yok gibiydi. Hareket etmeye çalıştım, olmadı. Sanki biri üzerime görünmez bir ağırlık koymuştu.
Kalbim hızlandı. Nefes almak istedim ama göğsüm sıkışıyordu. O an sadece korku vardı. Saf, yoğun ve açıklaması olmayan bir korku.
O sırada çocukluğumdan beri duyduğum o kelime aklıma geldi: karabasan.
Sonradan öğrendiğim adıyla Sleep Paralysis.
Ama o an için bu sadece bir kelime değildi. O an, odanın içinde benimle birlikte duran bir varlıktı sanki. Görmüyordum ama hissediyordum. Bir şey vardı. Yakınımda. Çok yakınımda.
İçimden bağırmak istedim. Sesim çıkmadı.
Ve o an düşündüğüm tek şey şuydu: “Ben burada mı kalacağım?”
Nefes Alamadığım O Anlar
Zaman garipleşmişti. Saniyeler uzuyordu. Ya da belki ben öyle hissediyordum. Gözlerimi kırpmaya çalıştım, sadece küçük bir hareket bile yapamadım.
En kötü kısmı korku değilmiş aslında. En kötü kısmı çaresizlikmiş.
İnsan korktuğunda kaçabilir, bağırabilir, bir şeye tutunabilir. Ama ben hiçbirini yapamıyordum. Sanki bedenim bana ait değilmiş gibi.
O sırada zihnimde garip düşünceler dolaşmaya başladı. “Karabasan bize zarar verir mi?” sorusu o an bir soru değil, bir uyarıydı sanki. Cevabını bilmediğim bir tehdit.
Odada yalnız olmadığımı hissettim. Bu his fiziksel bir şey gibiydi. Havanın yoğunluğu değişmişti. Göğsümde baskı artmıştı. Sanki biri gerçekten üzerimde oturuyordu.
Ama en garibi, içimdeki sesin yavaş yavaş sakinleşmeye başlamasıydı. Korku hâlâ vardı ama onun altında başka bir şey daha belirdi: merak.
Bu gerçek miydi? Yoksa zihnim bana bir oyun mu oynuyordu?
Bunun Bana Zarar Verip Vermediğini Düşünmek
O gece sabaha kadar uyuyamadım diyemem. Çünkü o deneyim zaten uyku ile uyanıklık arasındaki bir yerde yaşanmıştı. Ama sabah olduğunda kendimi bitkin hissettim.
Aynaya baktım. Gözlerimin altı morarmıştı. Yorgunluk sadece bedende değildi, zihnimdeydi de.
Gün içinde sürekli aynı soruyu düşündüm: Bu bana zarar verir mi?
Çevremdeki insanlar genelde “bir şey olmaz, sadece rüya” diyordu. Ama ben yaşadığım şeyin sadece bir rüya olmadığını hissediyordum. Çünkü rüyalarda bu kadar gerçek bir korku olmazdı. Rüyalarda beden bu kadar çaresiz kalmazdı.
Sonra araştırmaya başladım. İnsanların benzer şeyler yaşadığını gördüm. Aynı baskı hissi, aynı hareket edememe durumu, aynı görünmez varlık hissi…
Ve sonunda şunu öğrendim: Bu durum tıbben açıklanabiliyordu. Uyku ile uyanıklık arasındaki bir geçiş hatasıydı. Beyin uyanıyordu ama beden hâlâ uyku modunda kalıyordu.
Ama bilgi, her zaman hissi ortadan kaldırmıyor.
Çünkü mesele sadece “ne olduğu” değil, “ne hissettirdiği”ydi.
Gündüzleri Güçlü, Geceleri Kırılgan
Gündüzleri her şey normaldi. İşe gidiyordum, insanlarla konuşuyordum, gülüyordum. Dışarıdan bakan biri için hiçbir sorun yoktu.
Ama gece yaklaştıkça içimde bir tedirginlik başlıyordu. Sanki o deneyim tekrar olacakmış gibi.
Yatağa yattığımda uzun süre gözlerimi kapatamıyordum. Kapatsam bile tamamen bırakmıyordum kendimi. Çünkü o çaresizlik hissini tekrar yaşamak istemiyordum.
Garip olan şu: İnsan bir şeyin zararlı olmadığını bilse bile ondan korkabiliyor.
Ben de biliyordum, bunun fiziksel olarak bana zarar vermediğini söylüyordu herkes. Ama ruhsal etkisi bambaşkaydı. O birkaç dakika, günümün geri kalanını etkiliyordu.
Bazen düşünüyorum: İnsan en çok neye zarar verir? Bedene mi, yoksa zihinde bıraktığı izlere mi?
Kendi Kendime Öğrendiğim Şeyler
Zamanla o deneyimle yaşamayı öğrendim diyebilirim. Ama “alıştım” demek doğru olmaz. Sadece onunla nasıl başa çıkabileceğimi keşfettim.
Stresli olduğum günlerde daha sık olabileceğini fark ettim. Uyku düzenim bozulduğunda geri dönebiliyordu. Bu yüzden kendimi biraz daha dikkatli izlemeye başladım.
Bazen gece uyanıp su içiyorum, ışığı kısa süre açıyorum, sonra tekrar yatıyorum. Basit şeyler ama zihnimi sakinleştiriyor.
Ve en önemlisi, o an geldiğinde panik yapmamaya çalışıyorum. Çünkü panik, her şeyi daha da büyütüyor.
O an artık şunu biliyorum: Bu bir son değil. Geçecek.
Ama yine de içimde küçük bir çekince var. Çünkü insan yaşadığı korkuyu tamamen silmiyor. Sadece onunla yaşamayı öğreniyor.
Sonra fark ettiğim şey
Karabasan dediğimiz şey aslında dışarıdan gelen bir düşman değil. Daha çok zihnin kendi içinde ürettiği bir gölge gibi. Ama bu gölge gerçek hissettiriyor. İşte en zor kısmı da bu.
O yüzden “karabasan bize zarar verir mi?” sorusunun cevabı tek bir cümle değil. Bedensel olarak değil belki ama insanın iç dünyasında bıraktığı iz, bazen uzun süre kalabiliyor.
Ben Kayseri’de geceleri artık biraz daha dikkatli uyuyorum. Ama aynı zamanda şunu da biliyorum: O karanlık anlar bile bir gün sadece bir anı olacak.
Ve belki bir gün, o anıyı hatırladığımda korkudan çok, onu atlattığım için hissettiğim sessiz bir güç kalacak içimde.
“Karabasan bize zarar verir mi” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Adorno ailesi olarak her zaman yanınızdayız!