Aşkın Sözleri: Osmanlıca’da Bir Kelime, Bir Duygu
Bir zamanlar Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında, yaşadığım evin balkonunda oturur, gözlerimi ufka dikerken, aşkı hep farklı biçimlerde hayal ederdim. O zamanlar belki de kelimelerle anlam bulamayacak kadar karmaşıktı hislerim. Şimdi ise, eski zamanların dilinden yükselen kelimelerle, aşkı daha derinden anlıyorum. Osmanlıca, duyduğumda, okuduğumda, hatta sadece düşündüğümde bile beni sarhoş eden bir dil. Aşkın kelimeleri… Onların arasında kaybolmak… İşte bu, tam da aradığım şey.
—
Okuyucularımıza “Osmanlıca’da aşk kelimeleri nelerdir” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Adorno ekibi olarak bizi okumaya devam edin!
Bir Aşk, Bir Dil, Bir Duygu
“Osmanlıca’da aşk kelimeleri nelerdir” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.
Geceyi izlerken, bir şeyin farkına varıyorum: Aşkın gerçek anlamı, kelimelerle değil, hislerle şekilleniyor. Osmanlıca’daki aşk kelimeleri de, duyguların ne kadar derin olduğunu bana hatırlatıyor. Ne yazık ki günümüz dilinde bu kelimelerin çoğu kayboldu. Ama işte, o eski dillerin, o eski kelimelerin içinde bir parça gizli bir sihir var. Bir tutku, bir özlem…
Bir sabah, kahvemi içmek üzere balkonuma oturduğumda, gözlerim yine aynı düşünceye takıldı: Osmanlıca’da aşk kelimeleri nelerdi? Kendi içimde bu soruya cevap ararken, o zamanlar yaşadığım duyguların derinliğini düşündüm. Ve düşündüm ki, belki de aşk, sözcüklerin kendisinde değil, o kelimelerin arkasında yatan anlamda saklıdır.
—
Bir Eski Kelime: “Muhabbet” ve O Günün Anlamı
Birinci sınıf edebiyat öğrencisi olarak, Osmanlıca üzerine okuduğum kitaplar beni farklı bir dünyaya götürdü. Şiirlerin içinde kaybolurken, karşıma çıkan kelimeler daha fazla ilgimi çekmeye başladı. “Muhabbet” kelimesi, belki de bu yazının başkahramanıydı. Günümüz Türkçesinde “sevgi” ya da “dostluk” anlamlarına gelse de, Osmanlıca’da “muhabbet”, çok daha derin bir anlam taşır.
O gün, bir sabah kahvemi içerken, annemin mutfakta yaptığı sesi duyuyorum. O esnada, elimdeki eski kitapta karşıma çıkan “muhabbet” kelimesiyle bir anlık rüya gibi bir bağlantı kuruyorum. O an, bir duyguyu hatırladım, yüreğimi dağlayan eski bir hissi… Aşk, birine karşı duyulan muhabbetti aslında; bazen yalnızca gözlerinde bulduğun bir yansıma, bazen de dokunuşlarda kaybolan bir anıydı.
Öylesine içimi ısıtan bir duygu ki… Hem rahatlatıcı hem de biraz kaygılandırıcı. Osmanlıca’daki bu “muhabbet” kelimesi, o zamanlar belki de her aşkı anlatan bir dil olmuştu. İki insan arasında var olan dostluk, samimiyet ve saygı dolu bir duyguyu ifade eden bir kelime.
—
Bir Başka Kelime: “Aşk-ı Memnu” ve O Kayıp Hikaye
Aşk, zamanla en çok kaybolan kelimedir. En azından bizim zamanımızda kayboluyor. Ama Osmanlıca’daki “aşk-ı memnu” kelimesi, yasak aşkı anlatan bir terim olarak benzer bir kayboluşun ardından geliyor. “Aşk-ı Memnu” denilince, belki de hepimiz aklımıza Bihter ve Behlül’ün yasak ilişkisini getiririz. Ama bu kelimenin içinde bir acı var. Yasak aşk… Hem ne kadar da güzel, hem de ne kadar da acı verici. Aşk, sınırsız bir duygu gibi gözükse de, bazen sınırları aşmak istenen bir arzu haline gelir.
Bir akşam, üniversiteye giderken, o eski sokaklarda yürürken, yine bu kelimenin etkisinde kaldım. Bir an bir düşünce aklıma geldi: Aşk-ı Memnu, yaşanması yasak olan duyguydu. Ya da belki de, içinde bulunulması yasak olan bir hikayeydi. Ne kadar da tanıdık değil mi? Hem kaçmak isterdim, hem de başıma gelenleri kabullenmek… Yasakları sever insan, çünkü sınırları aştığında bir şeyleri keşfeder. Fakat, keşfetmek her zaman iyimser değildir.
—
Bir Sonraki Kelime: “Firkat” ve Hüzünlü Vedalar
Gözlerim yine bu kelimeyi arıyor; “firkat”. Osmanlıca’da “firkat”, ayrılık, uzaklık ve uzaklaşma anlamına gelir. Birinin gözlerinden kaybolmak, bir sevgilinin seni bırakması… Bütün bunlar “firkat” kelimesinin içinde gizlidir. Bu, bana en çok hüzün veren aşk kelimesidir. Bir zamanlar sevdiğimin gözlerinden kaybolduğumda, içimde beliren “firkat” duygusu, tam da bu kelimenin anlamıydı.
Yazlık köy evimizde, bir yaz akşamı, eski bir çerçeveli resmin önünde dururken, o anı hatırladım. O yaz günlerinde bir ayrılık vardı, bir “firkat” anı… Kalbimde yoğun bir sancı, bir hüzün vardı. Anladım ki, aşk her zaman mutlu sonla bitmez. Ayrılık da onun bir parçasıydı.
—
Hikaye Sonunda…
O an, hayatın bana sunduğu bütün kelimeleri düşündüm. “Muhabbet”, “Aşk-ı Memnu”, “Firkat”… Hepsi birbirine karışan bir duygular yumağıydı. İçimde hep bir şey vardı: Aşkı, duyduğumda bile kaybediyordum. Belki de aşkın gerçek anlamı, sözcüklerin derinliklerinde gizlidir.
Bugün bile, Kayseri’de bir akşam geç saatlere kadar yazarken, Osmanlıca’daki bu kelimeler aklıma gelir. Her birini derin bir şekilde hissetmek, o eski zamanların içinde kaybolmak isterdim.
Aşk, bazen sadece bir kelimeden fazlasıdır. Bazen, o kelimeleri hissetmek için uzun yıllar geçmesi gerekir. Ama her zaman derinleşen bir anlamı vardır. Aşk… Bizim hayal dünyamızdaki en büyük anlamı bulmak ve o anlamı yaşamak için sadece biraz cesaret gerektirir.
—
Sonuçta, aşkın asıl sırrı, o eski kelimelerle yeniden hatırlanmaktadır.